Aklım Nerde? (19.01.2021)

- Nasıl olmuş oğlum, önce tavada hafif bir çevirip, sonra fırına attım. Arda'nın sayfasından bulduk.
- Hıı? Ne dedin?

- Abi, hani ilacın öncesinde verdikleri alerji için olan şey var ya, uykumu getiriyor işte o. Yoksa iyiyim.
- Hıı? Ne dedin?

- Bak bicik, bugünkü eğitimde bu deseni gösterdiler. Epey karışık ama çok güzel. Ankara'daki bir camide de kullanılmış, gidip bakacağım.
- Hıı? Ne dedin?

- Baba, bugün derste yapılan hatayı duysan inanamazsın. Vegetable'a veciteybıl dedi biri. Bunu duydu bu kulaklar.
- Hıı? Ne dedin?

- Nasıl geçti günün baba, okuyabildin mi sınavlarını? Bugünkü deneme fena değildi, ama fizik zordu gene.
- Hıı? Ne dedin?

Böyle geçiyor günler işte. Anlamadan, dinlemeden, bulaşmadan, hissetmeden. Var mısın, yok musun? Burda mısın, değil misin?

Donmuş Kalmış (06.01.2021)

Pandemi dolayısı ile eğitim uzaktan yapılıyor olsa da ben derslerimi sınıfta veriyorum. Normalde hep ders anlattığım G bloktaki sınıflardan birine gidiyorum haftalardır her ders. Sınıflara girip çıkan benden başka kimseyi görmüyorum. Zaten bizim binada bildiğim 3 hoca var her gün işe gelip giden. G-203'ü seçtim kendime sınıf olarak. Ofisime en yakın olan oydu. Ama şimdi, haftalar sonra, bendeki yeri ayrı. Tüm sınıflar bir yana, G-203 bir yana. Bundan sonra, hayat ve eğitim normale döndüğünde de derslerimi orada anlatmak isterim. Herkes gibi ben de evden veya ofisimden anlatabilirim derslerimi. Ama evden çıkıp ofise gitmek, ofisten çıkıp sınıfa gitmek bana iyi geliyor. Dersin havasına daha iyi girebiliyorum böylece. Dersin sınıfta anlatıldığını, saati geldiğinde hocanın notlarıyla, kalemleriyle, bilgisayarıyla sınıfta hazır olduğunu bilmeleri, arka planda, özlediklerini düşündüğüm sıralarını görmeleri öğrencilerin de hoşlarına gider, onları da motive eder gibime geliyor.

Seviyorum ben ders anlatmayı. Ders notları, ders malzemeleri hazırlamayı seviyorum. Yeni bir dönemin başında, daha önce belki 10 kere anlattığım bir ders de olsa, bir kez daha heyecanlanmayı seviyorum. Dönemim ilk günü, ilk derste sınıfın kapısına kadar gidip de içerideki kalabalığı görünce ürkmeyi, içeri girmeğe çekinmeyi seviyorum. Öğrencilerin ağzımdan çıkacakları duymak için beklemelerini seviyorum. Doğrusunun nasıl yapılacağını kimsenin öğretmediği bu işin nasıl kotarılacağını kendi kendime öğrenmeyi seviyorum. Nadir de olsa bir dersi iyi anlattığımda, işler tam olması gerektiği gibi gittiğinde bunu hissedip içimin kıpır kıpır olmasını, kendi kendime oldu bu iş, ancak bu kadar yapılır, dahası da olmaz zaten demeyi seviyorum. Akşam evde kızlar baba günün nasıl geçti diye sorduğunda o güzel performansı hatırlayıp gayet iyiydi deyip sırıtmayı seviyorum. Öğrencilere nasihat etmeyi, nutuk çekmeyi, bilmiş bilmiş konuşmayı, büyük laflar etmeyi, onları motive etmeye çalışmayı seviyorum. Bir öğrencinin ters köşe bir sorusunda apışıp kalmayı, yüzümün kızarmasını, lafı eveleyip gevelerken öğrencilerin kıkırdamalarını görmezden gelmeyi seviyorum. Ders notlarını her dönem tekrar tekrar elden geçirmeyi, saatlerce, günlerce, haftalarca onları ilmek ilmek işleyip durmayı, bunun hiç bitmeyecek bir iş olduğunu bilmeyi seviyorum. Defalarca anlattığım bir konuyu bir kez daha anlatırken çok temel bir detayı hiç anlamamış olduğumu fark etmeyi, bunu öğrencilere hissettirmemeye çalışmayı seviyorum. İlk defa verdiğim bir ders için uykusuz kalmayı, kütüphaneyi ofise getirmeyi, interneti talan etmeyi, ne kadar uğraşsam da o ilk derslerin içime hiç sinmemesini seviyorum. 17:40 sınavlarında öğrencilerin o stresli hallerini görüp kendi öğrencilik yıllarımı hatırlamayı, hallerine üzülüp sınavı toleranslı okumaya karar vermeyi, ama okurken yapılan basit hatalara sinirlenip bunlar adam olmaza dönmeyi seviyorum.

Bugün 4 saat ders yaptım G-203'te. İkinci teneffüste hareket olsun diye sıralar arasında dolaştım. Silgi pislikleri vardı sıraların üstünde. 9 ay önceden kalma. Kim bilir en son hangi dersin quizi yapıldı bu sınıfta pandemiden önce ve yaptığı bir hatayı kim son dakikada farkedip alel acele sildi tüm sayfayı? Boş bir karton çay bardağı vardı. Kimdi acaba saatinin alarmını duymayıp, koşa koşa derse son anda yetişen, en arka sırada hocasına çaktırmamaya çalışarak peynirli poğaçasının yanında çayını içen? Bir sıranın altında fotokopi ders notları, birinde yarım şişe su, birinde çikolatalı gofret kağıdı.

9 ay önce donmuş kalmış bir sınıf. Ukrayna'daki Çernobil veya Japonya'daki Fukushima afetlerinden yıllar sonra terkedilen şehirlere dönen belgeselcilerin herşeyi zamanda donmuş kalmış bir halde bulmaları gibi aynı. Ocağın üstünde bir tencere, lavaboda bulaşıklar, masada tabaklar, ortalıkta oyuncaklar, kapı girişinde ayakkabılar, yatak odasında kıyafetler. 9 ay önce donmuş kalmış, çözülmeyi bekleyen, öğrencilerini bekleyen bir sınıf. 9 ay önce donmuş bir bina. 9 ay öncede kalmış bir kampüs.