Kader (29.10.2018)

Sen bir kuştun,
Daha düne kadar.
Son cıvıltın bir çamın gölgesinde kaldı,
Tadın şımarık bir ev kedisinin dilinde.
İki damla kanın bir herekenin beyazında kaldı,
Tüylerin bir süpürge torbasının köşesinde.
Sıcaklığın bir kapının pervazında kaldı,
Birkaç parça kağıt havludan kefeninde.
Kokun bir istinat duvarının dibinde kaldı,
Bedenin aç bir köpeğin midesinde.
Hatıran bir şahidin aklında kaldı,
Kaderin akla zor gelen cilvesinde.

BEYOND Çalıştayı (21.10.2018)

Dün başlayan BEYOND: Hesaplamalı Bilim ve Mühendislik Çalıştayı bugün bitti. ODTÜ Uygulamalı Matematik Enstitüsü'nün ev sahipliğinde ilki düzenlendi. Enstitü'den özellikle Hamdullah Yücel ve Ömür Uğur, ve diğer hocaların çabaları ile gerçekleşti. Şirin, samimi, butik bir çalıştaydı. Çoğu ODTÜ Hocaları ve öğrencilerinden oluşan 50 kadar katılımcı ve 30 kadar konuşmacı vardı. Aklımda kalanlar; ODTÜ IAM'da sonlu elemanların dibine vurmuşlar ve bunu yaparken pek bir keyif alıyorlar, Murat Manguoğlu Hoca'nın sakin sesiyle yüksek başarımlı lineer cebir dinlemek huzur verici bir deneyim, tavsiye olunur, Hamdullah Yücel Hoca akademiden sıkılırsa profesyonel konferans düzenleme işine girebilir, doğal yeteneği var, Serdar Göktepe Hoca İnşaat Mühendisliği çatısı altında gayet kaliteli kaçak Biyomedikal Mühendisliği araştırması yapıyor, benden duymuş olmayın, Elektrik Elektronik'ten Özgür Ergül Hoca epey bir üretken maşallah, öğrencileri de pek cevval, Matematik'ten Münevver Tezer Hoca MHD araştırmalarına son gaz devam ediyor, grubu da kallavi, ve Matematik Bölümü'ndeki kız/erkek öğrenci oranı şaşırtıcı bir düzeyde.

Emek verenlere teşekkürler. Seneye buluşmak üzere diye ayrıldık.

Karışık Tost (15.10.2018)

Sana bir tost yaptım bugün,
Yolladım hızlı kargoyla,
İçinde çift kaşar vardı,
Küçücük bir sucukla.

:-) Seneler önce. Halil Sezai'nin Seni Beklerken albümü çıkmış. Keyifle dinliyoruz. Bir haftasonu sabahı kahvaltı hazırlarken Olsun parçası çalıyor. Kızlar daha küçük. Komiklik olsun diye sözlerini değiştiriyoruz. Herkes bir şeyler sallıyor, ama gerçek sözlerle de uyumlu olacak. Şarkı arkada çalıyor biz de avazımız çıktığı kadar kendi versiyonumuzu bağırıyoruz. Tekrar tekrar. Ama nasıl gülüyoruz.

Az önce Youtube'de karşıma çıkınca sesini açtım, bakın bakalım dedim. Hatırlıyorlar, unutmamışlar. Merak edenler için şarkı şurada. Bunlar da orijinal sözleri...

Çaresiz içimdeki çocuk,
Bir günah gibi hep suçlu,
Senin hala ellerin soğuk,
Ve yağmurlu,
İçimde her gün ölen umutlar var,
Olsun zaten aşklar hep böyle...

Sana bir söz yazdım bugün,
Yolladım rüzgarla,
İçinde gözyaşı vardı,
Küçücük bir kadınla.

Bazı Bazı (09.10.2018)

Bazı tavuklar gezen,
Bazı lavuklar doğal,
Bazı zekiler yapay,
Bazı saflar süzme,
Bazı yağlar sızma.

Gezen tavuklar tatsız,
Doğal lavuklar zararsız,
Yapay zekiler bayık,
Süzme saflar zor,
Sızma yağlar , . . . , yeşil ? Evet, yeşil.

Yeşil tavuklar Marslı,
Yok daha neler...

Uçaklar (29.09.2018)

Hatırlamıyorum nerede gördüm afişini, ama görünce heyecanlanmıştım. SHG 2018, yani Sivrihisar Hava Gösterileri. İki hafta önceydi. Türkiye'de öyle ha deyince bulunup gidilecek etkinlikler değil bunlar. Ev ahalisine gidelim mi dedim, tamam dediler. Gerçi kızlar "Uçak mı, ne uçağı, n'apacaz biz orda?" diye başlasalar da sonunda memnun kaldılar. Ankara'dan Sivrihisar'a varınca Afyon tarafına dönüyorsun, 10 km kadar gittikten sonra sola giriyorsun, bozuk yollardan biraz ilerledikten sonra kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde Sivrihisar Uluslararası Sportif Havacılık Merkezi diye bir yere varıyorsun. Bir pist ve bir de duvarında M.S.Ö Air and Space Museum yazan kocaman bir bina, bir hangar. Sayılı Türk akrobasi pilotlarından Ali İsmet Öztürk'ün emekleri ile kurulmuş bir müze.


Havacılığa kim ilgi duymaz, uçakları kim sevmez ki. Biraz eskilere gidelim. 30 yıl önce Eskişehir Anadolu Lisesi'ndeyim. Sınıfta 2 arkadaş var. Bülent ve Murat. Lisenin 3 katlı mavi binasının bodrum katında kocaman bir sınav salonu, dışarı ses çıkmasın diye kapısı tuhaf bir malzeme ile izole edilmiş müzik odası ve odanın sağına doğru uzanan, karanlık, ucunda ne olduğu belli olmayan bir koridor. Bizim 2 kafadar o karanlık koridorun müdavimi. Her teneffüste soluğu orda alıyorlar, uzun öğle arasının neredeyse tamamında oradalar. Merak ettim sordum bir gün, ne var orada? Model Uçak Kulübü dediler. Kulüp mü varmış bizim okulda? Varmış. Ne zaman kurulmuş, bunların nasıl haberi olmuş da katılmışlar bilmiyorum. Ne yapıyorsunuz orada? Model uçak yapıyoruz. Nasıl yani? Türk Hava Kurumu'nun model kitleri var, onlardan uçak yapıyoruz, yarışmaya gideceğiz. Ben de gelebilir miyim? Gittik. Masalara raptiyelenmiş uçak planları, üstlerine tutturulmuş kanat parçaları, falçatalar, yapıştırıcılar, envai çeşit el aletleri. Hoşuma gitti. Zaten böyle model işlerini, kesip, biçip yapıştırmayı oldum olası sevmişimdir. Vaktiyle Milliyet gazetesinin hafta sonlarında verdiği karton maketler bitecek de alamayacağım korkusuna daha bakkal açılmadan kapısına dikilirdim. Ama bilmem neden, bir, bilemedin iki kere daha gitmişimdir o kulüp odasına, o kadar. Devamı gelmedi.


Amerika'da doktora yaparken model uçak merakım alevlendi. Amerika zaten bir havacılık ve hobi cenneti. En küçük köyünde bile bir model dükkanı, bir hobi mağazası, modelcilik kulüpleri, biraz hallice şehirlerinde havacılıkla ilgili bir müze, bir etkinlik bulabilirsiniz kolaylıkla. Bir gün posta kutumuzdan Model Havacılık Akademisi diye bir şeyin tanıtımı çıktı. Üye olunursa aylık bir model uçak dergisi gönderiyorlarmış, havacılık etkinliklerine katılırken indirim oluyormuş, model uçak kulüplerine üye olabiliyormuşuz, falan. Tamam dedim, üye oldum. Dergiler gelmeye başladı. Etkinlik haberleri, yarışmalar, model uçak kitlerinin tanıtımları, yapım resimleri, tiyolar, model uçaklarla ilgili reklamlar, çok keyifli.


Houston'da yaşıyoruz, Amerika'nın en büyük şehirlerinden. Model uçak satan pek çok mağaza var. Birine gittik. Biraz yol yordam sorduk, ilk olarak nasıl bir şeyle başlasak diye. Biraz anlattılar ve bize bir Carl Goldberg Freedom 20 kiti sattılar. Yanında kiti yapabilmek için lazım olacak bütün alet edevat, kaplama plastiği, kaplama ütüsü, uzaktan kumandası, kontroller için gerekli servolar, bir motor, hatta motor için yakıt bile aldık. Kit, ince uzun bir kutuda. Kutunun üstünde uçağın bitmiş çok hoş bir resmi var.


İçinde plan ruloları, pek çok tahta ve biraz da plastik parça ve bir yapım klavuzu. Planlarda ve klavuzun içinde çok güzel el çizimleri. Sadece o çizimlere bakıp, hiç bir sey yapmadan saatler, günler geçirebilirim. Bir oda - bir salon öğrenci evimizin salonundaki kanepeyi kenara alıp kendime yer açtım. Yere bir örtü serip üstüne yayıldım. Acelem yoktu, keyfini çıkara çıkara, epey uzun sürede kiti bir araya getirdim. O sırada üniversite değiştirdim, Houston'dan College Station'a taşındık. Orada da modelle uğraşmaya devam ettim. Aslına bakarsan pek güzel görünümlü bir uçak değildi. Sonuçta bir başlangıç kiti, hepsi birbirine benzer ve hepsi kabadır. En önemli özellikleri kolay uçurulabilmeleri, kanatları ona göre tasarlanmış. Bir de sağlamlar, öğrenene kadar yapılacak sert inişlere dayanabilsinler diye. Sonunda kit bitti, ama çok içime sinmedi. Kontrol aksamı ve servoları anlatıldığı gibi tepki vermiyor. Kaplaması da güzel olmadı, seçtiğimiz renkler yakışmadı uçağa. Epey de ufak bir şey çıktı ortaya bitince. Motorunu taktık, yerde statik testini yaptık.


Bizim köye yakın Brazos Valley R/C Kulubü diye bir model uçak kulübü olduğunu öğrendik ve modelimizi alıp bir ziyaret edelim dedik. College Station'a komşu olan Bryan kasabasının dışında tarlaların arasında bir açıklık alanda uçuyorlar. Boyunlarında kumandalar, ellerinde alet edevat uçaklarıyla uğraşan insanlar. Genelde yaşlı dedeler. Biri asker emeklisi, bize Türkiye'yi soruyor, biri rahip, kilisesine davet ediyor. Dedik biz ilk defa geldik, işte bu uçağı yaptık, uçurmak istiyoruz. Kulübün eğitmeni geldi, bizim kite baktı, güzel ama bu biraz küçük, burada kulubün daha büyük bir eğitim modeli var, biz hep bununla öğretiyoruz yeni gelenlere dedi. Kumandasına bir uzatma kablosuyla öğrenci kumandası bağladı. Kaldırdı uçağı, sonra kontrolü bize devretti. Eşimle ben bir kaç dakika uçurduk uçağı, daireler çizdik. Biraz sohbet ettik, kulübe nasıl üye olacağımızı öğrendik ve döndük.


Kulübe üye olmadık, bir daha uçuş alanına gitmedik. Ama bizim model hep elimizin altında idi, ara ara pillerini şarj edip kumandasını kutusundan çıkarıp kurcaladım, kaplamasını iyileştirmeye çalıştım. Model Airplane News diye bir dergiye daha üye oldum. Daha modern, daha renkli, kuşe kağıda basılı, okuması daha da keyifli bir dergi. Yakınlardaki havacılık gösterilerine gittik. Bilgisayara model uçak simülatörü kurup uçma pratiği bile yaptım. Ama bizim Freedom 20 ne yazık ki hiç havalanmadı. Ha havalansa öyle akrobatik hareketler falan yapacak değildi, en fazla şöyle bir şey. Doktora bitip Amerika'dan dönerken bir arkadaşa bıraktık modeli çöpe gitmesin diye, ama onun da pek ilgilendiğini sanmıyorum. Üzgünüm tahta parçaları. O kutuya bir gün uçarsınız diye kondunuz biliyorum.


Türkiye'ye dönünce dedim ki bu işin uçma kısmı değil, yapma kısmı ilgimi çekiyor benim. Gerçekten de öyleydi. Sıfırdan sadece bir plana bakarak bir model uçak yapmak istedim, "scratch building" dediklerinden. Gelmiş geçmiş en estetik eliptik kanatlara sahip Supermarine Spitfire'ın bir planını buldum internetten, balsa tahtalar aldım, kanatlarını, gövdesini yaptım. Çok güzel oldular, bakmaya doyamazsın. Her gün ince ince tekrar tekrar törpülerdim o kanatları. O kadar narinler ki, dokunmaya kıyamazsın. Sonra yurt dışından uçmak için değil, sergilenmek için üretilmiş balsa kitler sipariş ettim; birinci dünya savaşının gözdesi bir üç kanatlı Fokker DR-1, şirin mi şirin bir Cessna 150, bir de F-16. Birini açıp yapmaya başladım, ama yarım kaldı. Öbürlerinin kutuları açılmadı. Plastik model yapmaya heves ettim. Bir Westland Wessex arama kurtarma helikopteri aldım. Turuncu detayları var, en sevdiğim renk. Çok güzel, ama bir o kadar da incelikli, yapması zor bir kit. Parçaları ayrıldı, planları tekrar tekrar çalışıldı, yapım klavuzu defalarca okundu, ama hiç başlanamadı. Sonra taa çocukluğuma dönüp bir karton gemi modeli aldım. Ama çocuk işi değil. Çok ciddi, bilmem kaç parçalı, inanılmaz detaylı bir model. İlk 20, 30 parçasından sonra bir parçayı kaybettim ve rafa kaldırdım.


Ara ara internetten modelcilik sitelerine girerim. Model mağazalarında gezinirim. Amerika'dan gelirken getirdiğim eski dergilere bakarım. Evde yarım kalmış modellere göz atarım. Büyük kitapçılara gittiğimde, kitaplarla değil, oyuncak kısımlarındaki modellerle ilgilenirim. Benim bir hobim olacaksa bu model yapmak olmalı. Orası kesin. Belki bir gün olur.

2 hafta kadar önce Sivrihisar'daydık. Daha önce de hava gösterileri izlemiştim. Bu da fena değildi. Üçüncüsü düzenlemiş bu sene, ben ilk ikisini görmedim. 2 günlük bir etkinlik. Epey kalabalıktı, park yerleri dolmuş taşmıştı. Özellikle iki uçaktan etkilenmemek elde değilidi. Birisi Ferocious Frankie. Kendisi bir P51-D Mustang. İkinci dünya savaşında Amerika'nın akıllara zarar uçağı. Mükemmel bir profili vardır. Yerdeyken burnunu öyle bir havaya kaldırır ki, yerde böyle ise havada nasıldır dersiniz. Bir Pixar artisti zamanda 80 yıl geriye gitmiş de çizmiş gibidir. Gözünüzü alamazsınız. Bir makine nasıl hem bu kadar güzel hem de teknik olarak bu kadar üstün olabilir dersiniz.


Ferocious Frankie şu anda uçabilen 90 kadar Mustang'den bir tanesi. Red Bull Air Race şampiyonu Nigel Lamb'in de uçağı olmuş zamanında. Sonra satışa çıkınca Ali İsmet Öztürk alıp Sivrihisar'daki müzeye getirmiş. İkametgahı Sivrihisar olan ve ara sıra hangarından çıkıp sivri zirvelerde turlayan bir P51-D var. Akıl alır gibi değil. Gösteriye giderken bir Mustang'in uçacağını biliyordum, ama bir Türk'e ait olduğunu bilmiyordum. Frankie, Amerika'nın bir başka ikinci dünya savaşı uçağı olan T-6 Texan ile beraber havalandı. Çirkin kafesli kanopisiyle hemen tanınıyor Texan. Kusura bakmasın ama, Mustang nerde o nerde. Bir süre beraber uçtular. Texan inince meydan Frankie'ye kaldı. V-12 pistonlu motorunu dinlemek nasıl bir keyif. Size doğru yaklaşırken öyle bir ıslık sesi çıkarıyor ve üstünüzden geçip gittikten sonra öyle bir homurdanıyor ki, hayran olmamak mümkün değil. Performansının bir örneği burada. Ne zarif dönüşler, ne güzel bir süzülüş, nasıl gerçek bir ses. 1:30'daki manevraya aşığım. Ben de istiyorum, çok istiyorum. Ama aklınıza 1940'ların Fransa'sı, Almanya'sı geliyor. Mustang'lerden bombalar yağıyor ve insanlar o ıslık sesinden nefret ediyor. Evet bunlar yakıp yıkan, mahveden, taş üstünde taş koymayan, insan öldüren müdendislik harikaları. Öyleler ne yazık ki.


Günün ve gösterinin son uçağı bir F-16. Ama sıradan bir F-16 değil, Solo Türk. Daha önce de canlı izlemiştim Solo Türk'ü. F-16 son derece estetik bir uçak. Çok çok kibar. Kanatlarının gövdesine birleşirken yaptığı kıvrımlar, tek motorunun eliptik hava alığı, balon kanopisi, hepsi çok güzeller. Uçsun diye değil, insanlar seyretsin diye yapılmış. Sadece aerodinamik kaygılarla ortaya çıkamaz bu eser. Ama Solo Türk ayrı bir güzel, çünkü mükemmel bir dış deseni var. Grafik sanatçısı ve akademisyen Murat Dorkip'in başarılı tasarımı.


Konya'daki üssünden kalkıp gelmesi uzun sürmüyor. Kendisi ile ilk yakın temasa kadar size doğru neyin geldiği ile ilgili bir fikriniz yok, zaten sesini de duymuyorsunuz. Ama başınızın hemen üstünden geçip giderken havayı öyle bir yırtışı var ki. Çatır çatır. Aman Allah'ım. Böyle bir kütle nasıl bu şekilde hareket eder? Newton görse ne derdi? Sizi korkutmak için bomba taşımasına gerek yok. Her geçişinde aynı şaşkınlık, gücü karşısında aynı akıl yetmezliği. Ağzınızı açık bırakıp uzaklaşıp küçülürken ve sesi azalırken keyiflenip afterburner'ının kızıllığına dalıyorsunuz. İşte günümüzün ölüm makinesi de bu. Daha gelişmişleri de var. Böyle bir silah nasıl durdurulur? Bu güzellik nasıl öldürmeye uçar? Solo Türk'ün gösterisini izlemek güzel, ama dinlemek değil. "Ve şimdi sağınızdan geliyoooor. Yıldızını parlatarak, güneşi yakarak geliyoooor. Dosta güven veren, düşmana koku salaaan, semalardan süzüleeeen. Açıııııl gökyüzü, fatihin geliyooooor ... ". Bu şairane cümleler normal bir ses tonuyla da değil, tuhaf vurgularla. Beni yakalayamıyor bu sunum.

Seneye Eylül'de Sivrihisar'da görüşmek üzere.

Okulun İlk Günü - 2018 (13.09.2018)

Bu sene de gene bir Perşembe günü açıldı bizim kızların okulu. Artık ikisi de liseli. Zeynep ablasından liseli olma tiyoları aldı. Öğretmenler nasıl, lise binası neye benziyor, dersler zor mu, oğlanlar çok mu gıcık, vesaire. Memleketin ekonomik durumu pek iyi olduğundan olsa gerek, lise üniformalarını değiştirmeye karar vermiş okul yönetimi. Yeni bir kaç parça kıyafet aldık. Elif 11. sınıf oldu. Bizim zamanımızda olsa lise son derdik, ama şimdi lise 3, daha 4'ü var bunun. Gene de üniversite sınavına hazırlık telaşı başladı. Dershaneler kapandıktan sonra okullara entegre oldular "kurs" adı altında. Elif de kendi okulundaki kursa yazıldı. Okul haricinde haftada 3 gün de ona da gidecek. Hayırlı bir sene olması dileğiyle.

Değişim (28.08.2018)

Geçenlerde bir arkadaş,
Sen çok değiştin dedi.
Şaşırdım.
En çok korktuğum,
Köşe bucak kaçtığım,
İsteyip de yapamadığım şey değişmek.

Keşke iyiye doğru değişsek,
Ama sormadım öyle mi diye.
Korkarım ki diğerine.

New Research Paper (21.06.2018)

This is the third paper published from Ali's PhD work. It combines the techniques mentioned in the earlier two papers with an incompressible, unsteady multiphase Navier-Stokes solver. It is based on high-order nodal discontinuous Galerkin finite element discretization. Interface is tracked with level set formulation on adaptive unstructured meshes. Implicit systems arising from the semi-explicit time discretization are solved with a p-multigrid preconditioned conjugate gradient method to minimize the memory requirements and increase the run-time performance. With the proposed method it is possible to capture the interface topology accurately with good mass conservation even in relatively coarse grids. Efficiency and high-order accuracy of the method are confirmed using test problems of sloshing, Rayleigh–Taylor instability and dam break. Full paper can be accessed here.

New Research Paper (18.04.2018)

This paper, published recently in the Journal of Rail and Rapid Transit, is the outcome of Dr. Gencer Koc's PhD. work. Prof. Albayrak and I were the advisors of Gencer. This is the second paper we published from Gencer's work. The idea here is to use artificial neural networks to predict time dependent air speeds developing inside metro stations, which is important due to safety and comfort concerns. Three artificial neural networks are used, each trained for the most basic configuration of a single train moving in a single tunnel. The first two are trained to provide the maximum and time averaged values of the induced air speeds while the train is moving inside the approach tunnel of the station. The third one is used to simulate the time-dependent air speed variation during train stoppage and departure. Typical structures of a metro system such as staircases and ventilation shafts are introduced into the solution using simple analytical relations based on loss coefficients. The developed approach is tested using two different metro stations that are currently in operation in Turkey. The results show that the time variation of the air speed predicted by the developed model is, in general, in good agreement with the results of the Subway Environmental Simulation (SES) software, although further studies are necessary to model the acceleration and deceleration of trains more realistically. Full paper can be accessed here.

New Research Paper (15.02.2018)

This paper, published recently in the Journal of Spacecraft and Rockets, is the outcome of the masters thesis of my student Erdem Dikbaş. Dr. Özgür Uğraş Baran was his co-advisor. The paper is about grid fins, which are unconventional control devices used for aerodynamic control of missiles. We proposed a new idea called "Unit Grid Fin (UGF)" for easy parametrization and fast numerical simulation of missiles with grid fins. The long term goal is to develop a quick prediction tool that can generate aerodynamic force and moment databases necessary for preliminary designs. Such tools exist for missiles with conventional planar fins, but not for those with grid fins. We were able to show that, although requiring much less computational resources and time compared to a full CFD solution, the UGF approach provides acceptable results. The body interference correction to account for the effects of missile fuselage turns out to be critical in the performance of the proposed method, and we showed the deficiency of a simple potential flow based approach. The full article can be accessed here.

365 Güneş (01.01.2018)

Bir yıl daha bitti,
Koskoca yıldı, geçti gitti.
365 sabahı vardı, uyandırmadı,
365 güneş battı, hiç dokunmadı.

Ne yalan söyleyeyim, bir ara içim bir kıpırdadı,
Gel gör sadece Ankara ayazıymış, olmadı.
Halbuki ışıkları kapatıp 10'dan geriye de saydıydım,
Ama tutmadı.
Dün gece rüyamda öldüğümü gördüm,
Sabah kalktığımda hiç dokunmadı.

Older posts for : 2017 | 2016 | 2015 | 2014 | 2013 | 2012 | 2011 | 2010 | 2009 | 2008